KATEGORİLER

Ana Sayfa

BAĞLANTILAR

Hava Kirliliği ÇEVRE KİRLİLİĞİ TOPRAK KİRLİLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞI

HAVA KİRLİLİĞİ
Hava kirliliği insan sağlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle hava kirliliği konusunda daha duyarlı olmalıyız.
İşte konuya ilişkin bazı bilgiler:
Havanın % 78'i Azot; ama bizim için önemli olan havadaki OKSİJEN. Otomobilinizin kontağını çevirirken bile ateşleme için oksijen gerekli, oksijen kaybını önleyemeyiz ama oksijen yapımını sağlayabiliriz.
Hava kirliliği hava katmanlarında sera etkisine, bu ise iklim değişikliğine yol açar.
İnsan yapımı kloroflorokarbonlar ozon tabakasını inceltiyor, ozonun incelmesi, çevre ve insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapıyor.
Hava kirliliği ve küresel ısınmayı önlemek için pek çok şey yapabiliriz, ama öncelikle aşırı enerji kullanımından kaçınmalıyız.
Hepimizin üzerine hava kirliliği ile ilgili belli sorumluluklar düşmektedir.
Eğer sorumluluk duygusuyla "önce ben" diyerek işe başlarsak sorunun yarısını çok kısa sürede çözeriz.
"Yok başkaları yapsın" diyorsak kentlerden kaçarken "önce ben" demek zorunda kalabiliriz.
Dünyamız "su bunalımı" ile karşı karşıya. Çünkü su kullanımı hızla artıyor (2000 yılında iki katını çıkacak) .Buna karşılık kullanabilir su kaynakları sınırlı.
Dünya nüfusunun %40'nı barındıran 80 ülke, şimdiden su sıkıntısı çekiyor.
Ülkemizde durum nasıl?
Tatlı su kaynaklanınız bol değil, ancak yetiyor.
Türkiye'nin yıllık yağış ortalaması 640mm Dünya ortalaması 1000 mm.
Göllerimizi, barajlarımızı, nehirlerimizi, yeraltı sularımızı ve denizlerimizi çöl iyi değerlendirmeli, temiz tutmalıyız. Arıtma tesislerini yaygınlaştırmalı, sulamalarınızı evsel ve endüstriyel atıklarla kirletmemeliyiz. Aşırı gübreleme, bilinçsiz kullanılan zirai mücadele ilaçları ve yoğun yapılaşma baskısından sakınmalıyız.
Suyun değerini bilelim, yokluğunu yaşamayalım.
İnsan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından olan su, sınırlı bir kaynaktır. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmesi ve tüketilmesine neden olmaktadır.
Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz.
Evimizdeki musluklara takacağımız "DÜŞÜK AKIŞ MUSLUK HAVALANDIRICISI" ile
%50 oranında daha ekonomik su kullanımı mümkün olacaktır.
Arabamızı ya oto yıkama tesislerinde yıkatalım, ya da hortum kullanmak yerine, kovaya su doldurarak kendimiz yıkayalım.
Tuvaletlerimizde gereğinden fazla su sarfiyatını önlemek için rezervuarlarımızdaki su seviyesini düşürebiliriz.
Bahçeleri günün erken saatlerinde, toprak ısınmadan sulayarak gereksiz yere suyun buharlaşmasını önleyelim.
Unutmayalım ki; gereksiz yere harcadığımız her damla su, nehirlerin kurumasını, balıkların tükenmesini, barajların boşalmasını hızlandıracaktır.
Toprak; yeryüzünün dışını kaplayan, kayaların ve organik maddelerin, tarla ayrışma ürünlerinin karışımından meydana gelen, içerisinde ve üzerinde geniş bir canlılar alemini barındıran ve belirli oranlarda su ve hava içeren bir maddedir.
Türkiye'nin en önemli çevre sorunu "EROZYON" Avrupa'dan 12, Afrika'dan 17 kat daha fazladır.
1 cm. kalınlıkta toprak ancak bir kaç yüzyılda oluşabilir. Ana madde, iklim, canlılar, topografya ve zaman gibi etmenlerle süre bazen binlerce yıla da uzayabilir. Bu olgu uğradığımız felaketin ne denli büyük olduğunu gösterir.
Toprak kaybını da etkin "Çevre Yönetimi" yle yavaşlatabiliriz. Ormanlarımızın, cayır ve meralarımızın, sulak alanlarımızın üzerine titreyerek... Topraklarımızı her türlü kirleticilerden koruyarak...
Türkiye'de ormanlar başta olmak üzere her çeşit bitki örtüsü giderek azalmaktadır.Ormanlarımızın devamlılığını tehlike sokan etkenler arasında; orman yangını, zararlı böcek ve hastalıklar bulunmaktadır.
Bunları önlemek için;
Orman yangınlarının olmaması için gerekli tedbirleri alalım.
Orman alanlarına yapılaşmayı engelleyelim.
Ormanlarımızda ağaç kesimi yapmayalım.
Katı Atıklar Konusunda Bunları Biliyor Musunuz?
Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde özellikle büyük yerleşin, rintlerinde insanların karşılaştığı en büyük çevre sorunu çöplerdir.
Evsel katı atıkların %68'ini organik atıklar, talan kısmını ise kağıt, karton, tekstil, plastik, deri, metal, ağaç, cam ve kül gibi maddeler oluşturmaktadır.
Ülkemizde yaklaşık günde 65 bin ton çöp üretilmektedir.
Ülkemizde ve dünyadaki katı atık yönetiminin üç temel ilkesi vardır. Bunlar az üretilmesi, atıkların geri kazanılması ve atıkların çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesidir.
Çöplerin toplanmasından tutun da, depolanması veya bertaraf edilmesine kadar tüm hizmetlerin bir plan çerçevesinde ele alınması ve öncelikle bu atıkların değerlendirilmesi veya geri kazanılmasına çevreyle uyumlu atık yönetimi denilmektedir.
Uygun şekilde depolanmamış çöpler yeraltı ve yüzeysel su kirliğine, haşerelerin üremesine. çevreye kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve çeşitli hayvanlar vasıtasıyla taşıyıcı mikropların yayılmasına neden olmaktadır.
Çöpü kaynağında azaltmazsak, bir gün çöp dağlan arasında nefes alamaz hale getirebiliriz.
Ülkemizde ilk çöp faciası 28.04.1993 tarihinde İstanbul'un Ümraniye İlçesinde meydana gelmiştir. Yaklaşık 20 yıldır çöp dökümü yapılan sahada usulüne uygun bir döküm yapılmadığı için kayma olmuştur.
Ülkemizde 15 Büyükşehir belediyesinin 6'sında düzenli depolama yapılmaktadır.
Ülkemizde faaliyette olan bir kompost tesisi bulunmamaktadır.
Denizlerimiz, göllerimiz, yollarımız, parklarımız çöplük değildir. Çöplerin yeri çöp kutularıdır. Her yere çöp atıp çevreyi kirletenleri mutlaka uyarın.
Çöplerinize attığınız pillerin içindeki kimyasal maddeler toprağa ve suya karışarak sizlere zehir olarak geri dönecektir.
İnsan sağlığına zararlı kimyasal maddeler içeren temizlik ürünleri yerine, doğal bileşenlerden oluşmuş ve çevreye zararlı olmayan ürünleri tercih edelim.
ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN TANIMLANMASI
Çevre; insan veya başka bir canlının yaşamı boyunca ilişkilerini sürdürdüğü dış ortamdır. Hava, su ve toprak bu çevrenin fiziksel unsurlarını, insan, hayvan, bitki ve diğer mikroorganizmalar ise biyolojik unsurlarını teşkil etmektedir.
Doğanın temel fiziksel unsurları olan, hava, su ve toprak üzerinde olumsuz etkilerin oluşması ile ortaya çıkan ve canlı öğelerin hayati aktivitelerini olumsuz önde etkileyen çevre sorunlarına "Çevre Kirliliği" adı verilmektedir.
İnsanlar, toplumsal yaşam ilişkiler içerisinde doğal kaynaklan kullanarak, teknoloji geliştirerek, ekonomik faaliyetlerde bulunurlar. Bu faaliyetlerin gelişimi ile insanlar kendilerine yapay çevreyi oluştururlar. Toplumlar, yapay çevre içindeki yaşam koşullarını geliştirirken doğa ile sürekli bir ilişki içindedir. İnsan ve doğa arasındaki bu ilişki, ekolojik sistemin bir parçasıdır. İnsanoğlu'nun yer yüzünde yaşamaya ve kendisine ait yapay çevre oluşturmaya başlamasından bu yana insan ve doğa arasındaki denge, insan aleyhine devamlı olarak bozulmuştur. Özellikle son yıllarda ekolojik dengeyi süratle bozarak çevre sorunları yaratan insan, bu sorunların kendisine dönmesi ve sağlığını olumsuz yönde etkilemesi üzerine çevre bilincine varabilmiş ve bu kavramı kabul etmiştir .
ÇEVRE KİRLİLİĞİNİN SINIFLANDIRILMASI
Çevrenin temel unsurlarından olan doğa, kendine has fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahiptir. Bu özelliler dikkate alındığında çevre kirliliği şu bölümlere ayrılır:
l. Fiziksel Kirlenme
Çevreyi meydana getiren toprak, su ve havanın fiziksel özelliklerinin tamamının veya bir kısmının insan, hayvan ve bitki sağlığını tehdit edecek, olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulması ve değişmesi olayıdır. Örneğin; çeşitli fabrika atıklarının akarsu ve göllere boşaltılması, doğal erozyon ile toprakların göl ve denizlere taşınması açık kahverenginden, kırmızı siyaha kadar değişen renk almasına neden olmaktadır. Bu olay suların fiziksel kirlenmesidir.
2. Kimyasal Kirlenme
Doğal çevreyi oluşturan toprak, su ve havanın kimyasal özelliklerinin canlıların hayati faaliyetlerini ve aktivitelerini olumsuz yönde etkileyecek biçimde bozulmasıdır. Örneğin; çeşitli fabrika katı ve sıvı atıklarının verimli tarım arazilerine veya akarsu ve nehirlere boşaltılması söz konusu tarım topraklarının, akarsu ve göllerinin zararlı ağır metallerle kirlenerek kimyasal kirlenmeye maruz kaldığım gösterir.
3. Biyolojik Kirlenme
Doğal ortamı oluşturan toprak, hava ve suyun çeşitli mikroorganizmalarla kirlenmesi ve dolayısıyla mikrobiyolojik yapının bozulması mikrobiyal kirlenmeyi, aynı ortamların mikroorganizmalarla kirlenmesi ise biyolojik kirlenmeyi tanımlar. Örneğin, tarım alanlarının kanalizasyon suyu ile sulanması veya kanalizasyon sularının akarsu, göl ve denizlere boşaltılması ile kanalizasyon sularında bulunan hastalık yapıcı mikroorganizmalar toprağa, suya ve atmosfere geçerek bu ortamların mikrobiyolojik kirlenmesine yol açar.
Çevre unsurlarına göre çevre kirliliği 4 gruba ayrılır.
a) Hava kirliliği
b) Toprak kirliliği
c) Su kirliliği
d) Ses kirliliği
Hava Kirliliği
Hava kirliliği; canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve/veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır.
Bir başka deyişle hava kirliliği; havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir.
Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3'e ayırabiliriz;
1 - Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanmasi hava kirliliğine yol açmaktadır.
2 - Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır.
3 - Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:
Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevre korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında gelmektedir.
Hava Kirliliğinin Etkileri
Kirli hava, insanlarda solunum yolu hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Örneğin; kurşunun kan hücrelerinin gelişmesini ve olgunlaşmasını engellediği, kanda ve idrarda birikerek sağlığı olumsuz yönde etkilediği, karbonmonoksit (CO)'in ise, kandaki hemoglobin ile birleşerek oksijen taşınmasını aksattığı bilinmektedir. Bununla birlikte kükürtdioksit (SO2)'in, üst solunum yollarında keskin, boğucu ve tahriş edici etkileri vardır. Özellikle duman akciğerden alveollere kadar girerek olumsuz etki yapmaktadır. Ayrıca kükürtdioksit ve ozon bitkiler için zararlı olup; özellikle ozon, ürün kayıplarına sebep olmakta ve ormanlara zarar vermektedir.
Sanayi, endüstri ve ısınmada kullanılan fosil yakıtlar ile ormanların tahribi ve arazi değişmesi sonucu, atmosferdeki karbondioksit miktarının %5 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir.
Hava Kirliliğini Önlemek İçin Alınabilecek Tedbirler:
Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı,
Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli,
Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli,
Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli,
Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli,
Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli,
Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,
Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı,
Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı,
Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,
Toplu taşım araçları yaygınlaştırılmalı,
Bütün bu etkenlerin yanında; atıkların uygun olmayan tesislerde yakılarak bertaraf edilmesinin önlenmesi, sanayi tesisi yer seçiminin yerleşim alanları dışında ve hakim rüzgarlar dikkate alınarak yapılması, imar planlarında bu alanların çevresinde yapılaşmaların önlenmesi ve araçların egzoz emisyon ölçümlerinin periyodik olarak yapılması sağlanmalı, bununla birlikte; alternatif enerji kullanan motorlu taşıtlar geliştirilmeli ve özendirilmelidir. (LPG vb.)
KİRLİLİĞİ
Yer yüzündeki sular, güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunur. İnsanlar, ihtiyaçları için, suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye iade ederler. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler, suyun fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek “su kirliliği” olarak adlandırılan durum ortaya çıkar. Su kirlenmesi, su kaynağının fiziksel, kimyasal, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde olur.
Yeryüzünü saran ve okyanuslarda, denizlerde, göllerde, akarsularda ve yer altı sularında bulunan sularla atmosferdeki su buharının tümüne hidrosfer (su küre) adı verilir. Yeryüzündeki sular, güneş enerjisi etkisi ile sürekli bir dolaşım içinde bulunur. Yeryüzünden buharlaşarak atmosfere çıkan sular yoğunlaşarak tekrar yeryüzüne dönerler. Bu dolaşma "Hidrolojik devre" denir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve ekonomik ihtiyaçlarım giderebilmek için suyu bu dolaşımdan alır, kullandıktan sonra yine aynı dolaşıma iade ederler. Bu olaylar sırasında suya karışan maddeler suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak özelliklerinin değişmelerine neden olurlar. Su kirliliği olara.k adlandırılan bu özellik değişimleri, aynı zamanda sularda yaşayan çeşitli canlı varlıkları da etkiler. Böylece su kirlenmesi suya bağlı eko sistemlerin etkilenmesine, dengelerin bozulmasına ve giderek doğadaki tüm suların sahip oldukları kendi kendini temizleme kapasitesinin azalmasına veya yok olmasına yol açabilir.
Çevre kirlenmesi denilince genellikle hava, su ve toprağın kirlenmesi düşünülür. Bunlardan en kolay ve çabuk kirlenen kuşkusuz sudur. Çünkü her kirlenen şey genelde su ile yıkanarak temizlenir, bu da kirliliğin son mekanının su olması anlamına gelir. Havanın ve toprağın kirlilik bakımından zamanla kendi kendilerini yenilemeleri bir bakıma kirliliklerini suya vermelerine neden olur.
Havanın içinde bulunan katı ve sıvı tanecikler, havadan çok ağır olduklarından, çok geçmeden aşağı doğru inerek karalara ve sulara ulaşırlar. Havanın içinde bulunan gaz ve buhar halindeki kirleticilerde zamanla yağmur suları ile yeryüzünde toprak ve suya karışırlar. Bunlara örnek olarak, kükürt, azot ve karbon dioksitler verilebilir. Havaya karışan pek çok kirletici madde çok dayanıklı olmadığından, zamanla oksijen, ışık ve ültraviyole ışınlarının etkisi ile parçalanır. Daha sonra dünyada toprağa, göle, denize ve havaya inerler. Bu kirleticilerden toprağa yayılanlarda zamanla mekaniksel ve sel suları yardımı ile veya başka etkenlerin yardımı ile topraktan suya geçerler.
Su kirliliği antropojin etkiler sonucunda ortaya çıkan, kullanımı kısıtlayan veya engelleyen ve ekonomik dengeleri bozan kalite değişimleridir. Su kirliliğinin bir başka tanımı ise; su kaynağının kimyasal, fiziksel, bakteriyolojik, radyoaktif ve ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi, şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yoldan biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde, su kalitesinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir.
a) Havadaki ve topraktaki kirletici maddeler eninde sonunda suya geçerler.
b) Dünyadaki tüm suların % 99'undan daha fazlası bir tek sistem içinde birbirine bağlı olup genel mahiyette kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır.
c) Sularda, muazzam bir canlı varlık hazinesi, dolayısı ile gıda deposu mevcuttur. Burada vaki olabilecek bir denge bozulması bütün dünyamızdaki yaşamı ciddi ve olumsuz yönde etkiler.
d) Kirletici madde miktarı çok az olsa bile suda erimediği zaman, su üzerinde çok ince bir tabaka teşkil edince sudaki hayat önemli bir derecede etkilenebilir. Bunun nedeni atmosferden oksijen ve ısı alışverişinin zorlaşmasıdır.
Denizlerden buharlaşan sular yukarıda yoğunlaşıp yağmur halinde aşağıya düşünce pek çok pislikleri ve suda eriyen maddeleri beraberce nehirlere ve özellikle denizlere doğru sürüklerler. Bu şekilde pislikler ve kirleticiler durmadan havadan ve topraktan sulara geçerler. Karalardan sökülebilen ve sular tarafından sürüklenen taş ve topraklarda bu kirletici maddeler gibi denizlere ulaşınca bir daha eski yerlerine gidemezler. Onun içindir ki denizler bilhassa nehir ağızlarında mütemadiyen dolmakta ve karaların yüzölçümü az da olsa artmakladır. Kısacası karalardan ve atmosferden ister suda erimiş olsun, ister erimemiş olsun suya sürüklenen maddeler ve bu arada kirleticiler bir daha eski yerlerine gidemezler. Her şeyden önce yer çekimi buna manidir. Erozyon sonucunda her yıl milyonlarca ton kıymetli toprak karalardan sulara ve dolayısı ile denizlere geçer. Bir bakıma bu da önemli bir çevre sorunudur.
Dünyamız verimliliği bu yüzden gittikçe azalmaktadır. Sulara ve denizlere geçen maddeler okside edilebilir cinsten iseler (mesela organik maddeler) sudaki erimiş oksijeni yakacaklarından sudaki hayat şartlarını zorlaştırırlar. Genellikle organik maddeler oksijenle tahrip edilip zamanla parçalanırlar ve hüviyetlerini kaybedip zararsız hale gelirler. Suda erimiş
Haldeki oksijen oradaki hayatın devamında büyük bir etkendir. Bir kısım organik madde çok dirençli olup uzun zaman bozulmadan kalabilirler. Bu gibi maddelerin çevre üzerindeki menfi etkileri de uzun sürer ve ekolojik sistem dengesini ciddi olarak bozabilirler. Örnek olarak petrol ürünlerinden, suda ağır olup dibe çökenler gösterilebilir.
Toprak Kirliliği
Yirminci asrın başından itibaren modern tarıma geçilmesi ve sanayileşmenin hızlanması ile birlikte, toprak kirliliği de bir çevre sorunu olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha önceki asırlarda kullanılan güç ve enerji kaynaklarının yetersiz olması, nüfusun azlığı, endüstrileşmenin henüz gelişmemesi sebebiyle diğer çevre faktörlerinde olduğu gibi toprakta da herhangi bir kirlenme söz konusu değildi. Özellikle yirminci yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile birlikte, tarım ve diğer alanlardaki sanayi ve teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak toprak kirliliği de artmaya başlamıştır. Toprak kirliliği her geçen gün daha da ciddi boyutlara ulaşan önemli çevre problemlerinden birisini teşkil etmektedir.
Toprak Kirliliğine Sebep Olan Faktörler;
Yerleşim alanlarından çıkan atıklar, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarımsal mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler toprak kirliliğine sebep olan en önemli etkenlerdir.
Yerleşim alanlarından çıkan çöplerin boşaltıldığı alanlar ile kanalizasyon şebekelerinin arıtılmaksızın doğrudan toprağa verildiği alanlarda toprak kirliliği meydana gelmektedir.
Egzoz gazları, ozon, karbonmonoksit, kükürtdioksit, kurşun ve kadmiyum vs. gibi zehirli maddeler havaya yayılmakta ve solunum yolu ile büyük bir kısmı canlılar tarafından alınmaktadır. Geriye kalanı ise, rüzgarlar ile uzak mesafelere taşınmakta ve yağışlarla yere inerek, toprak ve suları kirletmektedir.
Toprak kirliliğine sebep olan diğer bir faktör de tarımsal mücadele ilaçları ve suni gübrelerdir. Tarımsal mücadele ilaçlarının bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu, toksik maddelerin toprakta birikimi artmakta ve doğal ortamın kirlenmesine sebep olmaktadır.
Sodyum, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, bakır, mangan, bor gibi besin maddelerini içeren suni gübreler de aşırı ve bilinçsiz kullanım sonucu toprağın yapısını bozmakta ve toprak kirliliğine yol açmaktadır.
Endüstri tesislerinden çıkan ve arıtılmaksızın havaya, suya ve toprağa verilen atıklar çevreyi kirletmektedir.
Ayrıca; ormanların insanlar tarafından tahrip edilmesi, yakılarak tarla açılması, tarım topraklarının hatalı işlenmesi, mera ve çayırların bilinçsiz kullanımı, aşırı otlatma vb. sebeplerle oluşan toprak erozyonu, bugün dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de en önemli çevre sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
TOPRAK KİRLİLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
Toprağın belli bir doğalyapısı vardır.Toprakta bulunmaması gereken maddelerin bulunmaması toprak kirlenmesine neden olur. Çeşitli zararlıve zehirli artıklar, çöpler, küller ve aşırı gübrelem toprak kirlenmesine neden olur. toprak kirlenmesine neden olur.
Böyle bir olumsuzlukla karşılaşmamak için tarlaların kirli sularal sulanmaması, çöp ve kül dökülmemesi gerekir.Tarım alanlarında bol ürün almak amcıyla rastgele gübreleme yapılmamalıdır.Önce toprağın yapısında bulunan maddeler Toprak Analiz Laboratuvarlarında inceletilip toprakta eksik madensel madde, yetiştirilecek ürünün cinsine göre belinlenmelidir.Bundan sonra uygun cins ve miktardaki gübre toprağa verimelidi.
Büyük kentlerin evrensel atıkları da toprak kirlenmesine neden olur. Çöplerin parçalanması oluşan maddeler toprağın doğal yapısını bozar.Çöplerle atılan plastik poşetler doğada uzun süre parçalanamaz.Toprağın havalanmasını önler.Bitki gelişimine neden olur.Kömürlerin yanmasıyla oluşan küller,tuğla ve kiremit fabrikası atıkaları, maden ocaklarından çıkan kil ve kaya parçacıkları tarım toprağı özelliğindeki alanlarda yığılırsa toprağın doğal yapısını bozar.
Doğal yapısı bozulan toprakalar,üzerinde bitki hayvanları barındırmaz.Kanalisazyon, temizlik malzemeleri veya çeşitli fabrika atıkları ile kirlenmiş sular toprak kirlenmesine neden olur.Kirli sular mera denilen hayvan otlakalarında geçerse veya tarım alanlarını nsulamadakulanılırsa içindeki kimyasal maddeler toprağa bulaşır.Kirlenmeye neden olur.Bu kimyasal maddeler insanları ve hayvanları öldürebilir. Egzoz ve baca gazları içinde karbon dioksit,azot di oksit,kükürt di oksit gibi gazlar bulunur.Bu gazlar havdaki su buharı ile birleşerek asit damlacıklarını oluştururlar.Asitler canlıların vucuduna zara verirler.Bunu laboratuvarımızdan alacağınız sulandırılmış asit içine et veya bitki parçası atarak görebiliriz.
Asit damlacıkları yağurlarla yeryüzüne iner.Bitki ve hayvanlara zarar verdiği gibi toprağa yeni kimyasal maddeler ekleyerek doğal yapısını bozar. Tarıma elvrişli topraklarımzın kalınlığı zaman geçtikçe azlmaktadır.Bunda en büyük rolü erozyon almaktadır.Bunda da özellikle çiftçiler zarar görmektedir.Bunun için çiftçileri erozyonu önlemeye karşı bilinçlendirmek gerekir.Erozyonu almaya karşı alınacak başlı önlemler şunlardır:
1)Özellikle eğimli tarlalar yağmurunoluşturacağı su akıntısını bırakmayacak şekilde suyun akışına dik şekilde sürülmelidir.
2)Çok dik tepe yamaçlarında teraslar oluşturulacak ekimler yapılmalıdır.Bunun yamaçlar merdiven şeklinde kesilerek geniş düzlükler oluşturulmadır.Gerekirse kenarlara duvarlara örülür.
3)Çıplak topraklar ,herhangi bir bitki örtüsü ile örtülü bulunan topraktan daha kolay aşınır, erozyona uğrar. Toprak ve Toprak Kirliliği
Yeryüzünün en üst tabakasını oluşturan örtüye toprak denir.
Toprak canlıların yaşamları boyunca doğrudan veya dolaylı olarak etkileşim içinde olduğu bir faktördür. Toprak tüm canlıların besin ve hayat kaynağıdır.
Nasıl ki insan ve hayvanların besin kaynağı bitkilerdir. Bitkilerin de besin kaynağı topraktır. Çünkü bitkiler ihti-yaç duydukları maddeleri topraktan alırlar.
Toprağın yapısı: Toprak, içerisinde milyarlarca canlıyı banndıran bir yapıdır. Çünkü toprak bakteri, virüs, mantar ...vb yaşaması için çok elverlşlidir. Mikroorga-nizmalar toprağın yüzey bölgesinde sayıca fazladır.
Toprağın yapısında;
• Mineraller (Ca, Mg, P , N ...)
• Organik maddeler (B'rtki ve hayvan artıkları)
• Hava ve su
• Çok sayıda mikroorganizma bulunur.
Bir miktar toprağı bardak içerisinde suyla karıştırıp din-lenmeye bıraktığımızda toprağı oluşturan elemanlar şekildek'ı gibi sıralanır.
Dört çeşit toprak vardır;
1) Kireçlitoprak
2) Killi toprak
3) Kumlu toprak
4) Humuslu toprak
İçerisinde bitki ve hayvan artıklarının parçalanmasıyla oluşan humusu bulunduran topraklar verimli topraklar-dır. Rengi siyaha yakındır. Verimsiz toprakların rengi ise gri ve sarıdır.
Toprakîabakaları
• Üst tabaka: En verimli tabakadır.
• Orta tabaka: Metaller ve çözünen maddelerin bulun-duğu tabakadır.
• Alt tabaka: Anakayanın bulunduğu tabakadır.
Toprak kirliliği ve insan sağlığına etkileri
Plansız kentleşme, tarımda kullanılan ilaçlar, gübreler, sanayi atıkları, yağmur sularıyla havadaki asitler'ın top-rağa inmesi toprağın kirlenmesine yol açar.
Ülkemizde toprak kirliliğinin nedenleri başında hızlı nüfus artışı gelmektedir. Ayrıca radyoaktif atıklar da toprak kirliliğine neden olmaktadır.
Örneğin Rusya'da meydana gelen Çernobil kazasın-da yayılan radyoakt'rf atıklar çevreye dağılıp ürünlere ve toprağa zarar vermiştir.
Toprak Tahribatı
Erozyon, tuzluluk, kumul hareketleri ve şehirleşme tarım topraklarının yok olmasına neden olur.
Erozyon: Verimli toprak üst tabakasının su veya rüz-garlarla taşınıp yok olmasıdır. Yok edilen ormanlar, aşırı otlatma sonucunda ortadan kaldırılan bitkiler, eğimli alanların tarıma açılması gibi bir çok insan faali-yeti erozyonun sebebidir.
Tuzluluk: Tarım arazilerine gereğinden fazla su gönde-rilmesiyle, toprağın tabanındaki tuzların çözünüp yüze-ye ulaşması şeklinde gözlenen bir toprak tahribatıdır. Yüzeye ulaşan tuzlar bitkilerin büyümesini engeller.
Kumul hareketleri: Bir çölleşme şeklidir. Kumullar tarım arazilerini işgal ederek verirnli toprakları yok et-mektedir. Günümüzde Konya - Karapınar'da bir kumul hareketi başlamış ancak zamanında engellenmiştir.
Tarım alanlarında suni gübrelerin ve zehirli tarım ilaç-larının kullanımı da tehlikelidir. Değişik amaçlarla kul-lanılan kimyasal maddeler besin zinciri yoluyla canlıla-ra ulaşır. Sanayi kuruluşları tarafından bırakılan atıklar da toprak kirliliğine neden olmaktadır.
Toprak kirliliğinin önlemesi için;
• Evsel atıklar toprağa zarar vermeyecek şekilde top-lanmalı ve imha edilmeli.
• Verimli tarım alanlarına sanayi tesisleri ve yerleşim alanları kurulmamalı,
• Sanayi atıkları arıtılmadan toprağa verilmemeli.
• Gübrelemede yanlış uygulamalar önlenmeli.
• Ambalaj sanayiinde cam, karton vb. yenıden kullanı-labilir maddeler seçilmeli.
• Nükleer santraller toprağa zarar vermeyecek yerlere kurulmalı.
• Toprak yapısına uygun kullanım için özel çalışmalar yapılmalı.
• Ormanlar korunmalı ve ormanlık alanlar çoğaltılmalı
•Toprakların korunması için yasal düzenlemeler yapıl-malı.
• Toprağı yanlış işleme ve yanlış sulama uygulamaları durdurulmalı.
•Toprakla uğraşan kişiler bu konuda bilinçlendirilmeli.
ÇEVRE KİRLİLİĞİ
En geniş anlamıyla çevre "ekosistemler" ya da "biyosfer" şeklinde açıklanabilir. Daha açık olarak çevre, insanı ve diğer canlı varlıkları doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etmenlerin tümüdür.
İnsanları çevre kirliliği konusunda duyarlı hale getirebilmek için 1997 yılı çevre yılı olarak kutlandı.
Çevrenin doğal yapısını ve bileşiminin bozulmasını, değişmesini ve böylece insanların olumsuz yönde etkilenmesini çevre kirlenmesi olarak tanımlayabiliriz. Artık hepimizin bildiği gibi çevreden, içindeki varlıklara göre en çok yararlanan bizleriz. Çevreyi en çok kirleten yine bizleriz. Bu nedenle "Çevreyi kirletmek kendi varlığımızı yok etmeye çalışmaktır" denilebilir.
Bilinçsiz kullanılan her şey gibi temiz ve sağlıklı tutulmayan çevre de bizlere zarar verir. Bu nedenle çevre denince aklımıza önce yaşama hakkı gelmelidir. İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkı, canlı ya da cansız tüm varlıkları sağlıklı, temiz ve güzel tutarak dünyanın ömrünü uzatmak, gelecek kuşaklara bırakılacak en değerli mirastır.
1970'li yıllardan sonra bilincine vardığımız çevre kirliliği dayanılmaz boyutlara ulaştı. Çünkü artık temiz hava soluyamaz olduk. Ruhsal rahatlamamızı sağlayacak yeşil alanlara hasret kalmaya başladık. Yüzmek için deniz kıyısında bile yüzme havuzlarına girmek zorunda kaldık.gürültüsüz ve sakin bir uyku uyuyamaz, midemiz bulanmadan bir akarsuya bakamaz olduk. Kısaca artık kirleteceğimiz çevre tükenmek üzeredir. 2000-3000 yıl önce bir doğa cenneti ve büyük bir kısmı otlaklarla kaplı olan Anadolu'yu günümüzde bu durumlara düşürdük.
Doğada kirlenmeye neden olan etmenleri, doğal etmenler ve insan faaliyetleri ile oluşan etmenler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.
Doğal etmenler:depremler, volkanik patlamalar, seller gibi doğadan kaynaklanan etmenlerdir.
İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan etmenler ise aşağıdaki gibi sıralanabilir.
Evler, iş yerleri ve taşıt araçlarında; petrol, kalitesiz kömür gibi fosil yakıtların aşırı ve bilinçsiz tüketilmesi.
Sanayi atıkları ve evsel atıkların çevreye gelişigüzel bırakılması.
Nükleer silahlar, nükleer reaktörler ve nükleer denemeler gibi etmenlerle radyasyon yayılması.
Kimyasal ve biyolojik silahların kullanılması.
Bilinçsiz ve gereksiz tarım ilaçları, böcek öldürücüler, soğutucu ve spreylerde zararlı gazlar üretilip kullanılması.
Orman yangınları, ağaçların kesilmesi, bilinçsiz ve zamansız avlanmalardır.
Yukarıda sayılan olumsuzlukların önlenmesiyle çevre kirliliği büyük ölçüde önlenebilir.
Çevre bilimcilere göre genelde, aşağıda verilen iki çeşit kirlenme vardır.
Birinci tip kirlenme; biyolojik olarak ya da kendi kendine zararsız hale dönüşebilen maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Hayvanların besin artıkları, dışkıları, ölüleri, bitki kalıntıları gibi maddeler birinci tip kirlenmeye neden olur. Kolayca ve kısa zamanda yok olan maddelerin meydana getirdiği kirliliğe geçici kirlilik de denir.
İkinci tip kirlenme: biyolojik olarak veya kendi kendisine yok olmayan ya da çok uzun yıllarda yok olan maddelerin oluşturduğu kirliliktir. Plastik, deterjan, tarım ilaçları, böcek öldürücüler (DDT gibi), radyasyon vb. maddeler ikinci tip kirlenmeye neden olur.
Kalıcı kirlenme de denilen ikinci tip kirlenmeye neden olan maddeler bitki ve hayvanların vücutlarına katılır. Sonra besin zincirinin son halkasını oluşturan insana geçerek insanın yaşamını tehlikeye sokar. Örneğin; Marmara denizine sanayi atıkları ile cıva ve kadminyum iyonları bırakılmaktadır. Zararlı atıklar besin zincirinde alglere, balıklara ve sonunda insana geçerek önemli hastalıklara ve ani ölümlere neden olmaktadır.
Köy gibi kırsal yaşama birliklerindeki insanlar genellikle büyük kentlerde yaşayan insanlardan daha sağlıklı ve daha uzun ömürlüdür. Çünkü kırsal ekosistemler, çevre kirliliği yönünden kentsel ekosistemlerden daha iyi durumdadır. Bunu bilen kent insanı fırsat buldukça, çevre kirliliği en az olan kırlara, köylere koşmaktadır.
Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, ses ve radyasyon kirliliğidir.
ÇEVRE KİRLİLİĞİ
Çevre kirliliği, karşılaşılan en büyük çevre sorunları arasındadır.
Unutmayalım! Henüz vakit geçmeden, çevre adına atılacak her adım, geleceğimizin garantisi olacaktır.
Günümüzde en yaygın olan kirlilik su, hava, toprak, gürültü kirliliğidir.
Gürültü Kirliliği
Hava Kirliliği
Su Kirliliği
Toprak Kirliliği
İşyerlerindeki gürültünün dışarı taşımasını önleyecek ses yalıtımlarını yapalım, yapmayanları uyaralım.
Evlerimizde kullandığımız TV ve müzik aletlerinin sesini sadece kendi duyabileceğimiz kadar açalım.
Çevremizdeki insanları rahatsız edecek gereksiz gürültülerden kaçınalım.
Gereksiz yere korna çalmayalım.
Patlak egzozlarımızı hemen tamir ettirelim.
Evlerimizdeki bakım ve onarım işlerini uygun saatlerde yaptıralım.
Toplumun huzurunu bozacak davranışlardan kaçınalım ve insanca yaşamak için birbirimizin haklarına saygı gösterelim.
Bina içerisindeki ayak sesleri ve benzer gürültüleri önlemek için gerekli tedbirleri alalım.
Evlerde yapılacak kutlamalarda komşuları rahatsız edici gürültülerden kaçınalım.
Çevre Kanununun 14. maddesi kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh salığını bozacak şekilde "Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirlenen standartlar üzerinde gürültü çıkarılmasını yasaklanmıştır. Bu konu hakkındaki şikayetleri Valiliklere bildirebilirsiniz.
"İnsanların dinlenmeye ihtiyaç duyduğu tatil beldeleri ve piknik yerlerinde aşın gürültü yapmak, yüksek sesli müzik dinlemek bir kültür noksanlığı olduğu gibi, aynı zamanda sağlıksız bir davranıştır.
Gürültünün strese ve de bir çok hastalıklara sebep olduğunu unutmayalım.
Hava Kirliliği
Hava kirliliği insan sağlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle hava kirliliği konusunda daha duyarlı olmalıyız.
İşte konuya ilişkin bazı bilgiler:
Havanın % 78'i Azot; ama bizim için önemli olan havadaki OKSİJEN. Otomobilinizin kontağını çevirirken bile ateşleme için oksijen gerekli, oksijen kaybını önleyemeyiz ama oksijen yapımını sağlayabiliriz.
Hava kirliliği hava katmanlarında sera etkisine, bu ise iklim değişikliğine yol açar.
İnsan yapımı kloroflorokarbonlar ozon tabakasını inceltiyor, ozonun incelmesi, çevre ve insan sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yapıyor.
Hava kirliliği ve küresel ısınmayı önlemek için pek çok şey yapabiliriz, ama öncelikle aşırı enerji kullanımından kaçınmalıyız.
Hepimizin üzerine hava kirliliği ile ilgili belli sorumluluklar düşmektedir.
Eğer sorumluluk duygusuyla "önce ben" diyerek işe başlarsak sorunun yarısını çok kısa sürede çözeriz.
"Yok başkaları yapsın" diyorsak kentlerden kaçarken "önce ben" demek zorunda kalabiliriz.
Su Bunalımı
Dünyamız "su bunalımı" ile karşı karşıya. Çünkü su kullanımı hızla artıyor (2000 yılında iki katını çıkacak) .Buna karşılık kullanabilir su kaynakları sınırlı.
Dünya nüfusunun %40'nı barındıran 80 ülke, şimdiden su sıkıntısı çekiyor.
Ülkemizde durum nasıl?
Tatlı su kaynaklanınız bol değil, ancak yetiyor.
Türkiye'nin yıllık yağış ortalaması 640mm Dünya ortalaması 1000 mm.
Göllerimizi, barajlarımızı, nehirlerimizi, yeraltı sularımızı ve denizlerimizi çöl iyi değerlendirmeli, temiz tutmalıyız. Arıtma tesislerini yaygınlaştırmalı, sulamalarınızı evsel ve endüstriyel atıklarla kirletmemeliyiz. Aşırı gübreleme, bilinçsiz kullanılan zirai mücadele ilaçları ve yoğun yapılaşma baskısından sakınmalıyız.
Suyun değerini bilelim, yokluğunu yaşamayalım.
İnsan yaşamının vazgeçilmez unsurlarından olan su, sınırlı bir kaynaktır. Dünya nüfusunun hızla artmasına rağmen su kaynaklarının sabit olması, bu kaynakların kirletilmesi ve tüketilmesine neden olmaktadır.
Bilinçli su kullanımıyla, yaşam kalitemizi bozmadan alacağımız basit önlemlerle su kaynaklarımızın kirlenmesini ve tükenmesini önleyebiliriz.
Evimizdeki musluklara takacağımız "DÜŞÜK AKIŞ MUSLUK HAVALANDIRICISI" ile
%50 oranında daha ekonomik su kullanımı mümkün olacaktır.
Arabamızı ya oto yıkama tesislerinde yıkatalım, ya da hortum kullanmak yerine, kovaya su doldurarak kendimiz yıkayalım.
Tuvaletlerimizde gereğinden fazla su sarfiyatını önlemek için rezervuarlarımızdaki su seviyesini düşürebiliriz.
Bahçeleri günün erken saatlerinde, toprak ısınmadan sulayarak gereksiz yere suyun buharlaşmasını önleyelim.
Unutmayalım ki; gereksiz yere harcadığımız her damla su, nehirlerin kurumasını, balıkların tükenmesini, barajların boşalmasını hızlandıracaktır.
Erozyon
Türkiye'nin en önemli çevre sorunu "EROZYON" Avrupa'dan 12, Afrika'dan 17 kat daha fazladır.
Toprak; yeryüzünün dışını kaplayan, kayaların ve organik maddelerin, tarla ayrışma ürünlerinin karışımından meydana gelen, içerisinde ve üzerinde geniş bir canlılar alemini barındıran ve belirli oranlarda su ve hava içeren bir maddedir.
1 cm. kalınlıkta toprak ancak bir kaç yüzyılda oluşabilir. Ana madde, iklim, canlılar, topografya ve zaman gibi etmenlerle süre bazen binlerce yıla da uzayabilir. Bu olgu uğradığımız felaketin ne denli büyük olduğunu gösterir.
Toprak kaybını da etkin "Çevre Yönetimi" yle yavaşlatabiliriz. Ormanlarımızın, cayır ve meralarımızın, sulak alanlarımızın üzerine titreyerek... Topraklarımızı her türlü kirleticilerden koruyarak...
Türkiye'de ormanlar başta olmak üzere her çeşit bitki örtüsü giderek azalmaktadır.Ormanlarımızın devamlılığını tehlike sokan etkenler arasında; orman yangını, zararlı böcek ve hastalıklar bulunmaktadır.
Bunları önlemek için;
Orman yangınlarının olmaması için gerekli tedbirleri alalım.
Orman alanlarına yapılaşmayı engelleyelim.
Ormanlarımızda ağaç kesimi yapmayalım.


4/10/2008 | Kategori:NUFUS ve NUFUS ARTISI NUFUSUN OZELLIKLERI | (yok) Bir Şeyler Yaz | Bağlantı


Nüfus Piramitleri NÜFUS PİRAMİTLERİ VE ÖZELLİKLERİ NÜfus DaĞiliŞ

Nüfus Piramitlerinin Anlattıkları

ØNüfus sayısını
ØCinsiyet durumunu
ØNüfusun yaş gruplarına dağılımını
ØOrtalama yaşam süresini
ØDoğum ve Ölüm oranlarını
ØNüfustaki hareketlenmeleri

Hakkında bize Bilgi verir. Bizde bu bilgileri kullanarak ülke hakkında tahminlerde ve yorumlarda bulunabiliriz.
Piramitler ülkelerin gelişmişlik düzeyiyle doğrudan ilgilidir. Ülkelerin ekonomik durumu, aynı zamanda sağlık ve eğitim seviyeleri ile ilgili fikir verir.
Nüfus piramitleri, bir ülkenin geri kalmış, gelişmekte olan yada gelişmiş olduğunun bir göstergesidir.
Nüfus piramitleri ülke nüfusunun cinsiyet dağılımı hakkında bilgi verir.
Piramitlerin sol tarafı “Male”-Erkek, sağ tarafı “Female”- Kadın nüfusu göstermektedir.





Bu çalışmada kullanılan nüfus piramitlerinde, yaş grupları 5’er yıl arayla sıralanmıştır. Amaca göre farklı yaş gruplarına göre de sınıflandırma yapılabilir.
Piramidin tabanı, yeni doğan ve 5 yaşına kadar olan nüfusu gösterirken, piramit yükseldikçe yaş grubu artar. Piramidin en üst kısmı en yaşlı olan nüfusu gösterir. Piramitler amaca göre farklı yaş grupları ile sınıflandırılabilir.

Tabanı geniş piramidin, yaş grupları ilerledikçe daralmaya uğraması, ileriki yaşlarda nüfusun, ölüm veya göçlerle kaybedildiği anlamına gelir. (Mozambik, 2000)



Geri Kalmış Ülkeler
Geri Kalmış Ülkelerin Ortak Özellikleri
Geri kalmış ülkeler; sanayileşememiş, nüfusunun büyük bölümü tarımda çalışan ülkelerdir. Yoksul ülkelerdir. Ülke nüfusun büyük bölümü köylerde yaşar. Kentleşme oranı düşüktür. Kişi başına yıllık milli gelir, çoğunlukla 2000 doların altındadır.
Eğitim hizmetleri,
Sağlık hizmetleri,
Beslenme imkanları,
Barınma hizmetleri yetersizdir.
İç göç ve dışarıya göç fazladır.

Geri kalmış ülkelerin nüfus piramidi üçgene benzer.

Geri kalmış ülkelerin nüfus piramidi üçgene benzer. (Afganistan, 2000)





Geri kalmış bir ülkede nüfus kırda yoğunlaştığı için doğum oranları fazladır.

Sağlık hizmetleri yetersiz olduğundan, bebek ve çocuk ölümleri fazladır.
Gene olumsuz sağlık koşulları nedeniyle, ortalama yaşam süresi kısadır. Yaşlı nüfus oranı düşüktür.

Sağlık hizmetlerinin yanı sıra, eğitim hizmetleri ve beslenme şartları yetersizdir.

Çocuk ve genç nüfus, ülke nüfusunun önemli bir bölümünü oluşturur.


Gelişmekte Olan Ülkeler
Gelişmekte Olan Ülkelerin Ortak Özellikleri
Ülke sanayileşmektedir.
Tarımda makineleşmenin artması ve kentte sanayileşme ve dolayısıyla iş imkanları köyden kente göçü artırmaktadır.
Tarımsal nüfus ve dolayısıyla kır nüfusu her geçen gün azalmaktadır.
Nüfusun büyük bölümü bir veya daha fazla kentte yoğunlaşmıştır. Kentleşme hızlanmıştır.
Ülkenin gelişmesine bağlı olarak, kentlerde; hastane, okul, konut imkanı fazlalaşmış sağlık, eğitim, barınma şartlarında, düzelme görülmektedir.
Ülke nüfusu, doğal artış ile bir süre daha artar. Kentleşme hızlandıkça doğum oranı da zamanla azalır, ayrıca bebek ölümlerinde azalma ve ortalama yaşam süresinde artış söz konusudur. Bunlarda ülke nüfusunu artıran diğer nedenlerdir
Gelişmekte olan ülkelerin nüfus piramidi üçgen şeklinden çok çan eğrisine benzemeye başlamıştır.

Gelişmekte olan ülkelerde, doğum oranlarında azalma dikkat çeker. (Tunus, 2000)



Ortalama yaşam süresi artmıştır. Ülkenin nüfus piramidinde artık 60 yaş sonrası, önemli bir orana sahiptir.

Orta yaş ve yaşlı nüfus, genç nüfusa göre oransal olarak artmaya başlar. (Brezilya, 2000)





Ülke geliştikçe, nüfus piramidi de, gelişmiş ülkelere özgü olan çan eğrisi şekline dönüşür.


Gelişmiş Ülkeler

Gelişmiş Ülkelerin Ortak Özellikleri
Gelişmiş ülkelerde, nüfusun büyük bölümü sanayi sektöründe ve hizmet sektöründe çalışır.
Tarımda çalışan nüfus ortalama olarak % 2 - % 5 oranındadır. Tarımsal üretim fazladır.
Eğitim, sağlık, altyapı, barınma hizmetleri oldukça gelişmiştir.
Kent nüfus oranı % 95 civarındayken, kır nüfusu % 5 civarındadır.
Ülke içi nüfus hareketleri, yani iç göç çok düşük oranlardadır.
Dış göç alımı, ülke dışına göç verme oranından çok daha fazladır.
Gelişmiş ülkelerin nüfus piramidi çan eğrisine benzer
Doğum oranları düşük, bebek ve çocuk ölümü çok azdır. Ortalama yaşam süresi fazladır.
Doğal nüfus artış hızı düşüktür.
Zengin ülkelerdir.
Nüfusun yaşlanması söz konusudur.
Toplam nüfusunun önemli bir bölümünü orta yaş ve yaşlı nüfus grubu oluşturur.
Gelişmiş ülkelerin nüfus piramidinde 80’li, 90’lı yaş grupları önemli bir yer tutar.

Gelişmiş bir ülkede piramidin tabanı ile önceki dönemler arasında pek bir değişim yoktur. Ülkenin özel şartlarına göre, doğumlarda önemsiz miktarlarda artış yada azalış görülebilir. (Belçika, 2000)



Doğum oranları düşük, bebek ve çocuk ölümü çok azdır.
Ortalama yaşam süresi fazladır.
Nüfusun doğal artış hızı düşüktür.
Toplam nüfusunun önemli bir bölümünü orta yaş ve yaşlı nüfus grubu oluşturur.
Gelişmiş bir ülkede piramidin yaşlı nüfusu gösteren üst kısımları geniş sayılabilecek bir biçimdedir.
Gelişmiş ülkelerin nüfus piramidi çan eğrisine benzer.

Türkiye

Türkiye gelişmekte olan bir ülkedir.
Sanayide ve hizmet sektöründe çalışan nüfusun oranı zaman geçtikçe artarken, tarımsal nüfus oranı azalmaktadır.
İç göç ve dış göç hareketleri çok yoğundur.
Günümüzde ülkemiz nüfusunun % 35’i köylerde yaşarken, % 65’i kentlerde yaşar.

Ülkemizin 1980 yılı nüfus piramidi





Ülkemizin 2000 yılı nüfus piramidi



Ülkemizin 2008 yılı nüfus piramidi



Ülkemizin 2025 yılı için öngörülen nüfus piramidi



Ülkemizin 2050 yılı için öngörülen nüfus piramidi






4/10/2008 | Kategori:NUFUS ve NUFUS ARTISI NUFUSUN OZELLIKLERI | (yok) Bir Şeyler Yaz | Bağlantı


NÜFUSUN VE NÜFUS AÇISINDAN TÜRKİYE’NİN ÖZELLİKLERİ GELİŞMİ

NÜFUSUN VE NÜFUS AÇISINDAN TÜRKİYE’NİN ÖZELLİKLERİ

 

Nüfus, belirli bir yerde yaşayan insan sayısını ifade eder.

 

NÜFUS ARTIŞI

 

Doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki fark nüfus artışını gösterir. Bir ülkede doğum oranı fazla, ölüm oranı az ise nüfus artışı meydana gelir. Ölüm oranı doğum oranından fazla olursa, nüfusta azalma meydana gelir. Genellikle az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı fazla, gelişmiş ülkelerde ise nüfus artış hızı azdır.

 

Nüfus artış hızı ile kalkınma hızı arasında bir ilişki bulunmaktadır.

 

Buna göre;

 

·         Nüfus artış hızı kalkınma hızından yüksek ise, ülkenin gelişimi yavaşlar veya geriler.

 

·         Nüfus artış hızı kalkınma hızından düşük ise, ülkenin gelişimi artar.

 

Nüfus artışının olumlu sonuçları olduğu gibi, olumsuz sonuçları da olabilmektedir.

 

a. Nüfus artışının olumlu sonuçları

 

·         Üretim artar.

 

·         Vergi gelirleri artar.

 

·         Mal ve hizmetlere talep artar.

 

·         Yeni endüstri dalları doğar.

 

·         İşçi ücretleri ucuzlar.

 

·         İhracatta rekabet kolaylaşır.

 

b. Nüfus artışının olumsuz sonuçları

 

İşsizlik artar.

Kalkınma hızı düşer.

Kişi başına düşen milli gelir azalır.

Tasarruflar azalır.

Tüketim artar.

İç ve dış göçler artar.

İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanması zorlaşır.

İhracat azalır.

Demoğrafik (nüfusa bağlı) yatırımlar artar.

Çevre kirlenmesi artar.

Belediye hizmetleri zorlaşır.

 

 

TÜRKİYE’DE NÜFUS SAYIMLARI VE SONUÇLARI

 

Nüfusla ilgili bilgiler, genellikle nüfus sayımı sonuçlarından elde edilir.  Bu sayımlarla nüfusun sayısı, meslek grupları, yaş durumu, eğitim, ailedeki nüfus sayısı, kadın - erkek nüfusu, nüfus artış hızı gibi bilgiler elde edilebilir.

 

Türkiye’de ilk nüfus sayımı 1927 yılında, en son nüfus sayımı ise, 22 Ekim 2000 tarihinde yapılmıştır.

 

1927 - 2000 yılları arasında nüfus yoğunluğu ve miktarı sürekli artmıştır.

 

1927 yılında 13,6 milyon olan nüfus, 1997 yılında 62,8 milyona yükselmiş, 2000 yılındaki son sayımda 70 milyon civarında olmuştur.

 

Nüfus artış hızı en az 1940 - 1945 yılları arasında, en fazla 1955 - 1960 yılları arasında gerçekleşmiştir.

 

 

TÜRKİYE’DE NÜFUSUN DAĞILIŞI

 

Türkiye’deki coğrafi bölgeler, bölümler ve yöreler arasında nüfus miktarı ve yoğunluğu yönünden önemli farklar bulunmaktadır.

 

Türkiye’de nüfusun farklı dağılışında etkili olan faktörler şunlardır:

 

1. Fiziki Faktörler

 

a. İklim özellikleri: Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerlerin, genelde kıyı bölgeler olmasında ılıman iklimin büyük etkisi vardır. Kurak ve kışları aşırı soğuk geçen yerlerde nüfus fazla yoğun değildir.

 

b. Yerşekilleri: Ülkemizde yüksek ve engebeli yerlerde nüfus azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, Taşeli plâ-tosu, Menteşe yöresi gibi yerler bunlara örnek verilebilir.

 

c. Toprak özellikleri: Verimli toprakların bulunduğu alanlar (Çukurova, Gediz, B. Menderes) nüfusça kalabalık iken, Tuz Gölü çevresi gibi yerlerde verimsiz topraklar bulunduğundan nüfus çok azdır.

 

2. Beşeri Faktörler

 

a. Sanayileşme: Bütün Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de, sanayileşmenin arttığı yerlerde nüfus yoğunluğu artmıştır. İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa, Adana ve İzmir buna örnektir.

 

b. Tarım: Tarımın geliştiği yerler yoğun nüfusludur. Çukurova, Gediz, Bafra ve Çarşamba ovaları çevresi gibi.

 

c. Yeraltı kaynakları: Madenlerin veya enerji kaynaklarının işletilmesinde yoğun nüfusa ihtiyaç olduğundan, bu alanlarda da nüfus fazladır. Zonguldak, Soma, Elbistan buna örnektir.

 

d. Turizm: Ülkemizde, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki merkezlerde turizmden dolayı nüfus yoğunlaşmıştır.

 

e. Ulaşım: Ulaşım yolları kavşağında bulunan illerimizin nüfusu artmıştır. Eskişehir, Ankara, Kayseri, İstanbul gibi illerin gelişmesinde, ulaşım yolları üzerinde bulunmaları da etkili olmuştur.

 

 

NÜFUS YOĞUNLUĞU

 

1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu

 

Bir ülke veya bölgedeki toplam nüfusun, o ülke veya bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen sayıya, aritmetik nüfus yoğunluğu denir.

 

Türkiye’nin yüzölçümü (izdüşüm alanı olarak) 779.452 km2, toplam nüfusu da 62.865.574 (1997) dir. Buna göre, Türkiye’nin aritmetik nüfus yoğunluğu, 1997 yılına göre yaklaşık olarak 81'dir. Ancak, bu yoğunluk çok kaba olarak nüfusun dağılışını gösterir ve sadece ülkelerin nüfus yoğunluklarını kıyaslamak için kullanılır. Oysa il ve ilçelerin nüfusları ve yüzölçümleri dikkate alınarak yapılan aritmetik yoğunluk, gerçeğe daha yakın rakamlar vermektedir.

 

2. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

 

Bir ülkede veya herhangi bir sahada, tarım ve hayvancılıkla geçinen nüfusun, tarımsal alana bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğuna tarımsal nüfus yoğunluğu denir. Bu yöntem, aritmetik nüfus yoğunluğuna göre, daha gerçekçidir.

 

Türkiye’de tarımsal nüfus yoğunluğu bölge ve iller arasında farklılık gösterir. Bunda yerşekillerinin dağlık ve ovalık olmasıyla, tarımda çalışan nüfusun miktarı etkili olmaktadır.

 

Genel olarak, tarımsal nüfus yoğunluğu, dağlık alanlarımızda fazla, geniş tarımsal ovalarımızda ise düşüktür.

 

3. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu

 

Toplam nüfusun, ekili - dikili alanlara bölünmesiyle ortaya çıkan yoğunluğa fizyolojik nüfus yoğunluğu denilmektedir.

 

 

TÜRKİYE NÜFUSUNUN ÖZELLİKLERİ  (NÜFUS YAPISI)

 

Bir ülke nüfusunun cinsiyet, yaş, eğitim, ekonomik durumu gibi özellikleri o ülkenin nüfus yapısını gösterir.

 

Nüfusun yaş grupları ve cinsiyetlere göre dağılımı

 

• Nüfusun yaş durumu

 

Nüfus, yaş gruplarına göre, genç, olgun ve yaşlı olmak üzere 3 kısma ayrılır.

 

0 - 14    ® Genç nüfus

 

15 - 64  ® Olgun nüfus

 

65 + …  ® Yaşlı nüfus

 

Bu sınıflamaya göre, Türkiye nüfusunun 1990 yılında yaş gruplarına göre dağılımı şu şekildedir:

 

Yaş Grubu

 

Toplam Nüfus içinde oran%

 

0-14

 32,2

 

15-64

 59,7

 

65ve üzeri

 4,1

 

Buna göre, ülkemizde genç nüfus fazla, yaşlı nüfus azdır. Bunun en önemli nedeni olarak doğum oranının fazlalığı söylenebilir.

 

Türkiye’de, 0 - 14 yaş grubundakilerin fazla olması beslenme, giyinme ve eğitim ihtiyaçlarının gözönüne alınması gerektirmektedir. Bu alanda yapılan yatırımlara demoğrafik yatırımlar denir. Gelişmiş ülkelerde genç nüfusun azlığı nedeni ile bu yatırımlar toplam yatırımların % 12,5'ini oluştururken, bu oran az gelişmiş ülkelerde % 42'ye kadar çıkmakta, bu da gelişme hızlarını azaltmaktadır.

 

Çalışan nüfusun, bakımına muhtaç olduğu için, 0 - 14 ile 65 ve üzeri yaş grubuna aynı zamanda bağımlı nüfus denilmektedir.

 

 

BAĞIMLI NÜFUS (GENÇLER VE YAŞLILAR)

 

Bağımlı nüfus oranı, gelişmiş ülkelerde az iken, az gelişmiş ülkelerde fazladır.

 

1. Türkiye’de 1935 ve 1990 yılları nüfus grafikleri

 

1935 yılı Türkiye nüfus grafiği: Bu grafik, Türkiye’nin gelişmekte olduğunu gösterir. 0 - 4 yaş grubunun oluşturduğu tabanın çok geniş olması, doğum oranının çok yüksek olduğunu göstermektedir.

 

1990 yılı Türkiye nüfus grafiği: Bu grafikten de, Türkiye’nin gelişmekte olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, 0 - 4 yaş grubu, 1935 yılına göre daha dardır. Bu da ülkemizde doğum oranının azaldığını göstermektedir.

 

• Nüfusun cinsiyet durumu

 

1945 yılındaki sayıma kadar, ülkemizde kadın nüfusunun erkek nüfustan daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu durumda, Kurtuluş Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı tehlikesi etkili olmuştur. Fakat, 1945'ten sonra erkek nüfusu kadın nüfusunu geçmiştir. Şu anda erkek nüfus % 1,2 oranında fazlalık gösterir.

 

Türkiye’de dışarıdan göç alan İstanbul, Ankara, İzmir gibi merkezlerde erkek nüfus fazla iken, dışarıya göç veren Trabzon, Tokat, Yozgat gibi merkezlerde kadın nüfusu daha fazladır.

 

2. Aktif Nüfus

 

Aktif nüfus, çalışan nüfus veya faal nüfus olarak da adlandırılır.

 

15 - 64 yaş arasındaki nüfusa çalışma çağındaki nüfus denilmektedir. Bu nüfusun hepsi bir işte çalışmaktadır. Çalışabilecek yaştaki nüfus içinde, çalışan nüfus oranı ne kadar çoksa, işsizlik oranı o kadar azdır. Genellikle, sanayileşmiş ve buna bağlı olarak gelişmiş ülkelerde işsizlik az iken, az gelişmiş ülkelerde işsizlik fazladır.

 

3. Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet kollarına göre dağılımı

 

Ekonomik faaliyetler üç büyük gruba ayrılır:

Tarım (Tarım, hayvancılık, ormancılık, vs.)

Sanayi (Endüstri, madencilik, vs.)

Hizmet (İnşaat, ticaret, turizm, vs.) sektörleridir.

 

Az gelişmiş ülkelerde, toplam çalışan nüfusun % 90'a yakını tarımsal nüfus özelliği taşır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus % 10 civarındadır. Diğer nüfus, hizmet ve sanayi sektöründe çalışmaktadır.

 

Gelişmekte olan ülkelerde, sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfus, gelişmiş ülkelere göre daha azdır.

 

Aşağıdaki tabloya baktığımızda, Türkiye’de 1927 yılında nüfusun %90'ı tarım, %10'u sanayi ve hizmet sektöründe çalışmıştır.

 

1950 - 1960 lı yıllarda tarım sektöründeki nüfus azalmaya başlamıştır. Özellikle 1980 li yıllardan sonra, sanayileşme hızının artmasıyla tarım sektöründeki nüfus % 50'nin altına düşmüştür.

 

Türkiye’de nüfusun 1927 - 1990 yılları arasındaki sektörel dağılımı

 

Türkiye’de çalışan nüfusun yaş ortalaması düşüktür. Çalışan nüfusun bölgelere göre dağılımı incelendiğinde dengesizlik görülür.

 

Sanayi ve hizmet sektöründeki nüfusun büyük bölümü, Marmara Bölgesi’ndeki Çatalca - Kocaeli ve Güney Marmara bölümlerinde yoğunlaşmıştır. İzmir, Ankara, Eskişehir, Adana, Mersin, Zonguldak, Ereğli, Karabük, Gazi Antep, Kayseri, Denizli, Konya gibi illerde sanayi nüfusu yoğundur.

 

4. Nüfusun Eğitim Durumu

 

6 yaşını bitiren nüfusa, tüm Dünya’da eğitim verilmeye çalışılır. Eğitim okur - yazarlık, ilköğretim, lise ve üniversite olmak üzere sınıflandırılabilir.

 

1990 yılına göre, Türkiye’deki faal nüfusun % 55'e yakınını ilkokul mezunları, % 7,4'e yakınını okur - yazar, % 5'e yakınını ortaokul ve lise mezunları, % 4'ünü de üniversite mezunları oluşturmaktadır.

 

5. Nüfusun Kırsal - Kentsel Durumu

 

Türkiye’de nüfusu 10.000'den az olan yerleşmelere kır nüfusu, fazla olan yerleşmelere de kent nüfusu denilmektedir.

 

Türkiye’de 1927 - 1950 yılları arasında, kırsal ve kentsel nüfus oranlarında fazla değişiklik olmamıştır. Fakat, 1950'li yıllardan sonra, ülkemizde ulaşım yollarının ve sanayi faaliyetlerinin gelişmeye başlaması bunun yanında kırsal nüfusun artmasıyla birlikte kente doğru bir göç olayı başlamıştır.

 

Kırsal kesimden kente göç olayı, en fazla, 1980 - 1985 yılları arasında meydana gelmiş ve 1985 li

 

yıllarda kır veent nüfusu az çok deng        elenmiştir. En son yapılan 1997 yılındaki sayımda kent nüfusu % 65'e ulaşmıştır. Bu sonuç, ülkemizde sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfusun arttığını göstermektedir. Aşağıdaki grafikler, Türkiye’nin kentsel ve kırsal nüfus değişimlerini daha iyi ifade etmektedir. Dikkatle inceleyiniz.

 

 

GELİŞMİŞ VE GELİŞMEMİŞ ÜLKELERDEKİ NÜFUS YAPISI

 

Ekonomik ve sosyal yönden gelişmiş ülkelerde :

 

Nüfus artış hızı azdır.

Doğum oranı düşük olduğu için, 0-14 yaş arası nüfus azdır.

Çocuk ölüm oranı azdır.

Sağlıklı ve bilinçli beslenme ile gelişkin sağlık hizmetlerine bağlı olarak ortalama yaşam süresi uzun, yaşlı nüfus sayısı fazladır.

Üretici nüfus fazla, tüketici nüfus azdır.

Okur yazar oranı yüksektir.

Nüfusun büyük bölümü kentlerde yaşar

 

Ekonomik ve sosyal yönden gelişmemiş ülkelerde :

 

Nüfus artış hızı fazladır.

Doğum oranı yüksek olduğu için, 0 – 14 yaş arası nüfus fazladır.

Çocuk ölüm oranı fazladır.

Sağlıksız ve bilinçsiz beslenme ile sağlık hizmetlerinin yetersiz olmasına bağlı olarak ortalama yaşam süresi kısa, yaşlı nüfus sayısı azdır.

Üretici nüfus az, tüketici nüfus fazladır.

Okur yazar oranı düşüktür.

Nüfusun büyük bölümü kırsal kesimde yaşar.



4/10/2008 | Kategori:NUFUS ve NUFUS ARTISI NUFUSUN OZELLIKLERI | (yok) Bir Şeyler Yaz | Bağlantı


BAĞIMLI NÜFUS Nedir Aktif Nüfus Nedir (GENÇLER VE YAŞLILAR) Türk

BAĞIMLI NÜFUS (GENÇLER VE YAŞLILAR)

 

Bağımlı nüfus oranı, gelişmiş ülkelerde az iken, az gelişmiş ülkelerde fazladır.

 

1. Türkiye’de 1935 ve 1990 yılları nüfus grafikleri

 

1935 yılı Türkiye nüfus grafiği: Bu grafik, Türkiye’nin gelişmekte olduğunu gösterir. 0 - 4 yaş grubunun oluşturduğu tabanın çok geniş olması, doğum oranının çok yüksek olduğunu göstermektedir.

 

1990 yılı Türkiye nüfus grafiği: Bu grafikten de, Türkiye’nin gelişmekte olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, 0 - 4 yaş grubu, 1935 yılına göre daha dardır. Bu da ülkemizde doğum oranının azaldığını göstermektedir.

 

• Nüfusun cinsiyet durumu

 

1945 yılındaki sayıma kadar, ülkemizde kadın nüfusunun erkek nüfustan daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu durumda, Kurtuluş Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı tehlikesi etkili olmuştur. Fakat, 1945'ten sonra erkek nüfusu kadın nüfusunu geçmiştir. Şu anda erkek nüfus % 1,2 oranında fazlalık gösterir.

 

Türkiye’de dışarıdan göç alan İstanbul, Ankara, İzmir gibi merkezlerde erkek nüfus fazla iken, dışarıya göç veren Trabzon, Tokat, Yozgat gibi merkezlerde kadın nüfusu daha fazladır.

 

2. Aktif Nüfus

 

Aktif nüfus, çalışan nüfus veya faal nüfus olarak da adlandırılır.

 

15 - 64 yaş arasındaki nüfusa çalışma çağındaki nüfus denilmektedir. Bu nüfusun hepsi bir işte çalışmaktadır. Çalışabilecek yaştaki nüfus içinde, çalışan nüfus oranı ne kadar çoksa, işsizlik oranı o kadar azdır. Genellikle, sanayileşmiş ve buna bağlı olarak gelişmiş ülkelerde işsizlik az iken, az gelişmiş ülkelerde işsizlik fazladır.

 

3. Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet kollarına göre dağılımı

 

Ekonomik faaliyetler üç büyük gruba ayrılır:

Tarım (Tarım, hayvancılık, ormancılık, vs.)

Sanayi (Endüstri, madencilik, vs.)

Hizmet (İnşaat, ticaret, turizm, vs.) sektörleridir.

 

Az gelişmiş ülkelerde, toplam çalışan nüfusun % 90'a yakını tarımsal nüfus özelliği taşır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus % 10 civarındadır. Diğer nüfus, hizmet ve sanayi sektöründe çalışmaktadır.

 

Gelişmekte olan ülkelerde, sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfus, gelişmiş ülkelere göre daha azdır.

 

Aşağıdaki tabloya baktığımızda, Türkiye’de 1927 yılında nüfusun %90'ı tarım, %10'u sanayi ve hizmet sektöründe çalışmıştır.

 

1950 - 1960 lı yıllarda tarım sektöründeki nüfus azalmaya başlamıştır. Özellikle 1980 li yıllardan sonra, sanayileşme hızının artmasıyla tarım sektöründeki nüfus % 50'nin altına düşmüştür.

 

Türkiye’de nüfusun 1927 - 1990 yılları arasındaki sektörel dağılımı

 

Türkiye’de çalışan nüfusun yaş ortalaması düşüktür. Çalışan nüfusun bölgelere göre dağılımı incelendiğinde dengesizlik görülür.

 

Sanayi ve hizmet sektöründeki nüfusun büyük bölümü, Marmara Bölgesi’ndeki Çatalca - Kocaeli ve Güney Marmara bölümlerinde yoğunlaşmıştır. İzmir, Ankara, Eskişehir, Adana, Mersin, Zonguldak, Ereğli, Karabük, Gazi Antep, Kayseri, Denizli, Konya gibi illerde sanayi nüfusu yoğundur.

 

4. Nüfusun Eğitim Durumu

 

6 yaşını bitiren nüfusa, tüm Dünya’da eğitim verilmeye çalışılır. Eğitim okur - yazarlık, ilköğretim, lise ve üniversite olmak üzere sınıflandırılabilir.

 

1990 yılına göre, Türkiye’deki faal nüfusun % 55'e yakınını ilkokul mezunları, % 7,4'e yakınını okur - yazar, % 5'e yakınını ortaokul ve lise mezunları, % 4'ünü de üniversite mezunları oluşturmaktadır.

 

5. Nüfusun Kırsal - Kentsel Durumu

 

Türkiye’de nüfusu 10.000'den az olan yerleşmelere kır nüfusu, fazla olan yerleşmelere de kent nüfusu denilmektedir.

 

Türkiye’de 1927 - 1950 yılları arasında, kırsal ve kentsel nüfus oranlarında fazla değişiklik olmamıştır. Fakat, 1950'li yıllardan sonra, ülkemizde ulaşım yollarının ve sanayi faaliyetlerinin gelişmeye başlaması bunun yanında kırsal nüfusun artmasıyla birlikte kente doğru bir göç olayı başlamıştır.

 

Kırsal kesimden kente göç olayı, en fazla, 1980 - 1985 yılları arasında meydana gelmiş ve 1985 li

 

yıllarda kır veent nüfusu az çok deng        elenmiştir. En son yapılan 1997 yılındaki sayımda kent nüfusu % 65'e ulaşmıştır. Bu sonuç, ülkemizde sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfusun arttığını göstermektedir. Aşağıdaki grafikler, Türkiye’nin kentsel ve kırsal nüfus değişimlerini daha iyi ifade etmektedir. Dikkatle inceleyiniz.



4/10/2008 | Kategori:NUFUS ve NUFUS ARTISI NUFUSUN OZELLIKLERI | (yok) Bir Şeyler Yaz | Bağlantı


NÜFUSUN ÖZELLİKLERİ VE TÜRKİYE’DE NÜFUS ARTIŞI Nüfus artış

NÜFUSUN ÖZELLİKLERİ VE TÜRKİYE’DE NÜFUS ARTIŞI

 

Nüfus, belirli bir yerde yaşayan insan sayısını ifade eder.

 

NÜFUS ARTIŞI

 

Doğum oranı ile ölüm oranı arasındaki fark nüfus artışını gösterir. Bir ülkede doğum oranı fazla, ölüm oranı az ise nüfus artışı meydana gelir. Ölüm oranı doğum oranından fazla olursa, nüfusta azalma meydana gelir. Genellikle az gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı fazla, gelişmiş ülkelerde ise nüfus artış hızı azdır.

 

Nüfus artış hızı ile kalkınma hızı arasında bir ilişki bulunmaktadır.

 

Buna göre;

 

·         Nüfus artış hızı kalkınma hızından yüksek ise, ülkenin gelişimi yavaşlar veya geriler.

 

·         Nüfus artış hızı kalkınma hızından düşük ise, ülkenin gelişimi artar.

 

Nüfus artışının olumlu sonuçları olduğu gibi, olumsuz sonuçları da olabilmektedir.

 

a. Nüfus artışının olumlu sonuçları

 

·         Üretim artar.

 

·         Vergi gelirleri artar.

 

·         Mal ve hizmetlere talep artar.

 

·         Yeni endüstri dalları doğar.

 

·         İşçi ücretleri ucuzlar.

 

·         İhracatta rekabet kolaylaşır.

 

b. Nüfus artışının olumsuz sonuçları

 

İşsizlik artar.

Kalkınma hızı düşer.

Kişi başına düşen milli gelir azalır.

Tasarruflar azalır.

Tüketim artar.

İç ve dış göçler artar.

İnsanların temel ihtiyaçlarının karşılanması zorlaşır.

İhracat azalır.

Demoğrafik (nüfusa bağlı) yatırımlar artar.

Çevre kirlenmesi artar.

Belediye hizmetleri zorlaşır.

 

 

TÜRKİYE’DE NÜFUS SAYIMLARI VE SONUÇLARI

 

Nüfusla ilgili bilgiler, genellikle nüfus sayımı sonuçlarından elde edilir.  Bu sayımlarla nüfusun sayısı, meslek grupları, yaş durumu, eğitim, ailedeki nüfus sayısı, kadın - erkek nüfusu, nüfus artış hızı gibi bilgiler elde edilebilir.

 

Türkiye’de ilk nüfus sayımı 1927 yılında, en son nüfus sayımı ise, 22 Ekim 2000 tarihinde yapılmıştır.

 

1927 - 2000 yılları arasında nüfus yoğunluğu ve miktarı sürekli artmıştır.

 

1927 yılında 13,6 milyon olan nüfus, 1997 yılında 62,8 milyona yükselmiş, 2000 yılındaki son sayımda 70 milyon civarında olmuştur.

 

Nüfus artış hızı en az 1940 - 1945 yılları arasında, en fazla 1955 - 1960 yılları arasında gerçekleşmiştir.

 

 

TÜRKİYE’DE NÜFUSUN DAĞILIŞI

 

Türkiye’deki coğrafi bölgeler, bölümler ve yöreler arasında nüfus miktarı ve yoğunluğu yönünden önemli farklar bulunmaktadır.

 

Türkiye’de nüfusun farklı dağılışında etkili olan faktörler şunlardır:

 

1. Fiziki Faktörler

 

a. İklim özellikleri: Ülkemizde nüfusun yoğun olduğu yerlerin, genelde kıyı bölgeler olmasında ılıman iklimin büyük etkisi vardır. Kurak ve kışları aşırı soğuk geçen yerlerde nüfus fazla yoğun değildir.

 

b. Yerşekilleri: Ülkemizde yüksek ve engebeli yerlerde nüfus azdır. Doğu Anadolu Bölgesi, Taşeli plâ-tosu, Menteşe yöresi gibi yerler bunlara örnek verilebilir.

 

c. Toprak özellikleri: Verimli toprakların bulunduğu alanlar (Çukurova, Gediz, B. Menderes) nüfusça kalabalık iken, Tuz Gölü çevresi gibi yerlerde verimsiz topraklar bulunduğundan nüfus çok azdır.

 

2. Beşeri Faktörler

 

a. Sanayileşme: Bütün Dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de, sanayileşmenin arttığı yerlerde nüfus yoğunluğu artmıştır. İstanbul, İzmit, Adapazarı, Bursa, Adana ve İzmir buna örnektir.

 

b. Tarım: Tarımın geliştiği yerler yoğun nüfusludur. Çukurova, Gediz, Bafra ve Çarşamba ovaları çevresi gibi.

 

c. Yeraltı kaynakları: Madenlerin veya enerji kaynaklarının işletilmesinde yoğun nüfusa ihtiyaç olduğundan, bu alanlarda da nüfus fazladır. Zonguldak, Soma, Elbistan buna örnektir.

 

d. Turizm: Ülkemizde, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki merkezlerde turizmden dolayı nüfus yoğunlaşmıştır.

 

e. Ulaşım: Ulaşım yolları kavşağında bulunan illerimizin nüfusu artmıştır. Eskişehir, Ankara, Kayseri, İstanbul gibi illerin gelişmesinde, ulaşım yolları üzerinde bulunmaları da etkili olmuştur.

 

 

NÜFUS YOĞUNLUĞU

 

1. Aritmetik Nüfus Yoğunluğu

 

Bir ülke veya bölgedeki toplam nüfusun, o ülke veya bölgenin yüzölçümüne bölünmesiyle elde edilen sayıya, aritmetik nüfus yoğunluğu denir.

 

Türkiye’nin yüzölçümü (izdüşüm alanı olarak) 779.452 km2, toplam nüfusu da 62.865.574 (1997) dir. Buna göre, Türkiye’nin aritmetik nüfus yoğunluğu, 1997 yılına göre yaklaşık olarak 81'dir. Ancak, bu yoğunluk çok kaba olarak nüfusun dağılışını gösterir ve sadece ülkelerin nüfus yoğunluklarını kıyaslamak için kullanılır. Oysa il ve ilçelerin nüfusları ve yüzölçümleri dikkate alınarak yapılan aritmetik yoğunluk, gerçeğe daha yakın rakamlar vermektedir.

 

2. Tarımsal Nüfus Yoğunluğu

 

Bir ülkede veya herhangi bir sahada, tarım ve hayvancılıkla geçinen nüfusun, tarımsal alana bölünmesiyle elde edilen nüfus yoğunluğuna tarımsal nüfus yoğunluğu denir. Bu yöntem, aritmetik nüfus yoğunluğuna göre, daha gerçekçidir.

 

Türkiye’de tarımsal nüfus yoğunluğu bölge ve iller arasında farklılık gösterir. Bunda yerşekillerinin dağlık ve ovalık olmasıyla, tarımda çalışan nüfusun miktarı etkili olmaktadır.

 

Genel olarak, tarımsal nüfus yoğunluğu, dağlık alanlarımızda fazla, geniş tarımsal ovalarımızda ise düşüktür.

 

3. Fizyolojik Nüfus Yoğunluğu

 

Toplam nüfusun, ekili - dikili alanlara bölünmesiyle ortaya çıkan yoğunluğa fizyolojik nüfus yoğunluğu denilmektedir.

 

 

TÜRKİYE NÜFUSUNUN ÖZELLİKLERİ  (NÜFUS YAPISI)

 

Bir ülke nüfusunun cinsiyet, yaş, eğitim, ekonomik durumu gibi özellikleri o ülkenin nüfus yapısını gösterir.

 

Nüfusun yaş grupları ve cinsiyetlere göre dağılımı

 

• Nüfusun yaş durumu

 

Nüfus, yaş gruplarına göre, genç, olgun ve yaşlı olmak üzere 3 kısma ayrılır.

 

0 - 14    ® Genç nüfus

 

15 - 64  ® Olgun nüfus

 

65 + …  ® Yaşlı nüfus

 

Bu sınıflamaya göre, Türkiye nüfusunun 1990 yılında yaş gruplarına göre dağılımı şu şekildedir:

 

Yaş Grubu

 

Toplam Nüfus içinde oran%

 

0-14

 32,2

 

15-64

 59,7

 

65ve üzeri

 4,1

 

Buna göre, ülkemizde genç nüfus fazla, yaşlı nüfus azdır. Bunun en önemli nedeni olarak doğum oranının fazlalığı söylenebilir.

 

Türkiye’de, 0 - 14 yaş grubundakilerin fazla olması beslenme, giyinme ve eğitim ihtiyaçlarının gözönüne alınması gerektirmektedir. Bu alanda yapılan yatırımlara demoğrafik yatırımlar denir. Gelişmiş ülkelerde genç nüfusun azlığı nedeni ile bu yatırımlar toplam yatırımların % 12,5'ini oluştururken, bu oran az gelişmiş ülkelerde % 42'ye kadar çıkmakta, bu da gelişme hızlarını azaltmaktadır.

 

Çalışan nüfusun, bakımına muhtaç olduğu için, 0 - 14 ile 65 ve üzeri yaş grubuna aynı zamanda bağımlı nüfus denilmektedir.

 

 

BAĞIMLI NÜFUS (GENÇLER VE YAŞLILAR)

 

Bağımlı nüfus oranı, gelişmiş ülkelerde az iken, az gelişmiş ülkelerde fazladır.

 

1. Türkiye’de 1935 ve 1990 yılları nüfus grafikleri

 

1935 yılı Türkiye nüfus grafiği: Bu grafik, Türkiye’nin gelişmekte olduğunu gösterir. 0 - 4 yaş grubunun oluşturduğu tabanın çok geniş olması, doğum oranının çok yüksek olduğunu göstermektedir.

 

1990 yılı Türkiye nüfus grafiği: Bu grafikten de, Türkiye’nin gelişmekte olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, 0 - 4 yaş grubu, 1935 yılına göre daha dardır. Bu da ülkemizde doğum oranının azaldığını göstermektedir.

 

• Nüfusun cinsiyet durumu

 

1945 yılındaki sayıma kadar, ülkemizde kadın nüfusunun erkek nüfustan daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu durumda, Kurtuluş Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı tehlikesi etkili olmuştur. Fakat, 1945'ten sonra erkek nüfusu kadın nüfusunu geçmiştir. Şu anda erkek nüfus % 1,2 oranında fazlalık gösterir.

 

Türkiye’de dışarıdan göç alan İstanbul, Ankara, İzmir gibi merkezlerde erkek nüfus fazla iken, dışarıya göç veren Trabzon, Tokat, Yozgat gibi merkezlerde kadın nüfusu daha fazladır.

 

2. Aktif Nüfus

 

Aktif nüfus, çalışan nüfus veya faal nüfus olarak da adlandırılır.

 

15 - 64 yaş arasındaki nüfusa çalışma çağındaki nüfus denilmektedir. Bu nüfusun hepsi bir işte çalışmaktadır. Çalışabilecek yaştaki nüfus içinde, çalışan nüfus oranı ne kadar çoksa, işsizlik oranı o kadar azdır. Genellikle, sanayileşmiş ve buna bağlı olarak gelişmiş ülkelerde işsizlik az iken, az gelişmiş ülkelerde işsizlik fazladır.

 

3. Çalışan nüfusun ekonomik faaliyet kollarına göre dağılımı

 

Ekonomik faaliyetler üç büyük gruba ayrılır:

Tarım (Tarım, hayvancılık, ormancılık, vs.)

Sanayi (Endüstri, madencilik, vs.)

Hizmet (İnşaat, ticaret, turizm, vs.) sektörleridir.

 

Az gelişmiş ülkelerde, toplam çalışan nüfusun % 90'a yakını tarımsal nüfus özelliği taşır. Gelişmiş ülkelerde ise tarımsal nüfus % 10 civarındadır. Diğer nüfus, hizmet ve sanayi sektöründe çalışmaktadır.

 

Gelişmekte olan ülkelerde, sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfus, gelişmiş ülkelere göre daha azdır.

 

Aşağıdaki tabloya baktığımızda, Türkiye’de 1927 yılında nüfusun %90'ı tarım, %10'u sanayi ve hizmet sektöründe çalışmıştır.

 

1950 - 1960 lı yıllarda tarım sektöründeki nüfus azalmaya başlamıştır. Özellikle 1980 li yıllardan sonra, sanayileşme hızının artmasıyla tarım sektöründeki nüfus % 50'nin altına düşmüştür.

 

Türkiye’de nüfusun 1927 - 1990 yılları arasındaki sektörel dağılımı

 

Türkiye’de çalışan nüfusun yaş ortalaması düşüktür. Çalışan nüfusun bölgelere göre dağılımı incelendiğinde dengesizlik görülür.

 

Sanayi ve hizmet sektöründeki nüfusun büyük bölümü, Marmara Bölgesi’ndeki Çatalca - Kocaeli ve Güney Marmara bölümlerinde yoğunlaşmıştır. İzmir, Ankara, Eskişehir, Adana, Mersin, Zonguldak, Ereğli, Karabük, Gazi Antep, Kayseri, Denizli, Konya gibi illerde sanayi nüfusu yoğundur.

 

4. Nüfusun Eğitim Durumu

 

6 yaşını bitiren nüfusa, tüm Dünya’da eğitim verilmeye çalışılır. Eğitim okur - yazarlık, ilköğretim, lise ve üniversite olmak üzere sınıflandırılabilir.

 

1990 yılına göre, Türkiye’deki faal nüfusun % 55'e yakınını ilkokul mezunları, % 7,4'e yakınını okur - yazar, % 5'e yakınını ortaokul ve lise mezunları, % 4'ünü de üniversite mezunları oluşturmaktadır.

 

5. Nüfusun Kırsal - Kentsel Durumu

 

Türkiye’de nüfusu 10.000'den az olan yerleşmelere kır nüfusu, fazla olan yerleşmelere de kent nüfusu denilmektedir.

 

Türkiye’de 1927 - 1950 yılları arasında, kırsal ve kentsel nüfus oranlarında fazla değişiklik olmamıştır. Fakat, 1950'li yıllardan sonra, ülkemizde ulaşım yollarının ve sanayi faaliyetlerinin gelişmeye başlaması bunun yanında kırsal nüfusun artmasıyla birlikte kente doğru bir göç olayı başlamıştır.

 

Kırsal kesimden kente göç olayı, en fazla, 1980 - 1985 yılları arasında meydana gelmiş ve 1985 li

 

yıllarda kır veent nüfusu az çok deng        elenmiştir. En son yapılan 1997 yılındaki sayımda kent nüfusu % 65'e ulaşmıştır. Bu sonuç, ülkemizde sanayi ve hizmet sektöründe çalışan nüfusun arttığını göstermektedir. Aşağıdaki grafikler, Türkiye’nin kentsel ve kırsal nüfus değişimlerini daha iyi ifade etmektedir. Dikkatle inceleyiniz.



4/10/2008 | Kategori:NUFUS ve NUFUS ARTISI NUFUSUN OZELLIKLERI | (yok) Bir Şeyler Yaz | Bağlantı


NÜFUS HAREKETLERİ ( GÖÇLER ) VE YERLEŞME İÇ GÖÇLER DIŞ GÖÇLER

NÜFUS HAREKETLERİ (GÖÇLER) VE YERLEŞME

 

NÜFUS HAREKETLERİ (GÖÇLER)

 

İnsanların, doğdukları yerden başka yerlere geçici ya da sürekli olmak üzere taşınmasına göç denir.

 

A. İÇ GÖÇLER

 

Ülke içerisinde, nüfusun yer değiştirmesine iç göç denir. İç göçlerle bir ülkenin toplam nüfusunda değişme olmaz. Sadece, bölgelerin ve illerin nüfusunda artma ya da azalma meydana gelir.

 

İç göçler, sürekli ve mevsimlik göçler olmak üzere ikiye ayrılır.

 

1. Sürekli İç Göçler

 

Ülke içerisinde yer değiştiren insanların, göç ettikleri yerlere yerleşmesiyle gerçekleşir. Türkiye’de, Cumhuriyetin başlangıcından günümüze kadar, özellikle kırsal alanlardan kentlere doğru hızlı bir göç olayı görülmektedir.

 

İç göçün nedenleri

 

Kırsal alanlardaki hızlı nüfus artışı

Miras yoluyla tarım alanlarının daralması ve ailelerin geçimini karşılamaması

Tarım alanlarının yetersiz gelmesi ve erozyonun artmasıyla toprağın verimsiz hale gelmesi

Tarımda makineleşmenin artması ve buna bağlı olarak tarımsal işgücünün azalması

Kırsal kesimde iş imkanlarının sınırlı olması

Ekonomik istikrarsızlık ve sosyal problemler

Eğitim ve sağlık hizmetlerinin yetersizliği

İklim ve yerşekillerinin olumsuz etkileri

Kentlerde sanayinin gelişmiş olmasından dolayı iş olanaklarının fazlalığı

Kentlerde eğitim ve sağlık hizmetlerinin yaygınlığı

İç göç, özellikle Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerindeki illerde daha fazla olmaktadır.

 

Yüksek oranda göç alan şehirlerin başlıcaları şunlardır:

 

İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Şanlı Urfa, Antalya, Mersin, Konya, Samsun, Gazi Antep, Diyarbakır gibi illerdir. İç göç, ülkemizde özellikle sanayileşmiş merkezlere daha fazla olmaktadır

 

İç göçlerin sonuçları

 

Ülke genelinde nüfusun dağılışında dengesizlik görülür.

Yatırımlar dengesiz dağılır.

Kırsal kesim yatırımlarında verimsizlik meydana gelir.

Düzensiz kentleşme görülür.

Sanayi tesisleri kent içinde kalır.

Kentlerde konut sıkıntısı çekilir.

Kent nüfusunda aşırı artış meydana gelir.

Alt yapı hizmetlerinde (yol, su, elektrik) yetersizlik görülür.

Kentlerde işsiz insanların oranı artar.

 

İç göçü önlemek için,

 

Tarımda sulama olanaklarını artırmak

İntansif tarım metodunu geliştirmek,

Besi ve ahır hayvancılığını geliştirmek ve yaygınlaştırmak,

Kırsal kesimde eğitim ve sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmak,

Tarım ve hayvancılığa bağlı sanayi kollarını kırsal alanlara yönlendirmek,

Kırsal kesimde küçük sanayi kollarını geliştirmek, vb. gereklidir.

 

 

2. Mevsimlik İç Göçler

 

Kırsal kesimdeki bazı ailelerin büyük şehirlere, tarımın yoğun olarak yapıldığı yerlere, yaz turizminin geliştiği yerlere bir müddet çalışmak üzere göç etmeleri ile gerçekleşir.

 

Yaylaya çıkma olayı da mevsimlik göçler içerisinde yer alır. Mevsimlik göçlerle Adana(pamuk), Mersin, Hatay, Aydın, Muğla, Antalya(turizm) gibi merkezlerde, yaz ile kış mevsimleri arasındaki nüfus miktarlarında önemli değişmeler olmaktadır.

 

 

B. DIŞ GÖÇLER

 

Bir ülkeden diğer bir ülkeye yapılan göçlere dış göç denir.

 

Dış göçlerin başlıca nedenleri

 

Ekonomik nedenlerle çalışmaya gidilmesi

Tabii afetler

Savaşlar

Etnik nedenler

Sınırların değişmesi

Uluslararası anlaşmalarla sağlanan nüfus değişimi

            

Dış göçlerin sonuçları

 

Göç eden ülkede nüfus artar, göç veren ülkede ise azalır.

Ülkeler arasında ekonomik ilişkiler gelişir.

Ülkeler arası kültürel ilişkiler gelişir.

Dış göçler ve Türkiye

 

Ülkemize 1923 - 1989 yılları arasında çoğu Balkan ülkelerinden olmak üzere 2,2 milyon göç olmuştur. Bu sayı nüfusumuzun % 5'ini oluşturur.

 

1950'den sonra, başta Almanya olmak üzere yurt dışına işçi gitmeye başlamıştır. Bugün Fransa, Belçika, Hollanda, İngiltere, İsveç, ABD, Avustralya, Libya, S. Arabistan, Kuveyt ve Orta Asya ülkelerinde işçilerimiz bulunmaktadır.

 

Türkiye’den yurt dışına göç sonucunda;

 

Ülkemize giren işçi dövizi artmıştır.

Ülke turizminin gelişmesi sağlanmıştır.

Türk ticaretinin yaklaşık % 20 sine kaynak sağlanmıştır.

Artan nüfusun işsizlik sorununa kısmen çözüm bulunmuştur.

 

 

YERLEŞME

 

İnsanların, çok farklı türdeki konutlarda, yaşamlarını toplu ya da dağınık şekilde sürdürmelerine yerleşme denir.

 

Yerleşmeyi etkileyen faktörler

 

1. İklim

 

Yerleşmeyi etkileyen en önemli faktördür. Dünya’da Orta kuşak karalarında iklim koşulları uygun olduğundan, nüfus fazla iken çöllerde, kutup bölgelerinde bataklıklarda ve yüksek dağlık alanlarda, iklim şartları uygun olmadığından, nüfus çok azdır. Yine, Ekvatoral bölgede 0 - 1000 m yükseltiler arasında, aşırı nemli ve bunaltıcı bir iklim etkili olduğundan, Amazon ile Kongo havzalarında da nüfus azdır.

 

2. Yeryüzü şekilleri

 

Dağlık, çok engebeli ve yüksek sahalar, yerleşmelerin kurulmasını ve gelişmesini önemli ölçüde engellemektedir. Buna karşılık düz ovalık alanlarda tarım, ulaşım, sanayi faaliyetleri daha çok geliştiğinden nüfus fazladır. Doğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde nüfus yoğunluğunun az, Marmara ve Ege bölgelerinde fazla olması buna örnektir.

 

3. Toprak

 

Verimsiz toprakların bulunduğu yerler, nüfusça tenha iken (Tuz Gölü çevresi), verimli toprakların bulunduğu yerler nüfusça zengindir. (Çukurova ve Ege ovaları gibi)

 

4. Ekonomik Kaynaklar

 

Ekonomik kaynakların fazla olduğu, sanayi, ticaret faaliyetlerinin yoğun olduğu, maden ve enerji kaynaklarının çok bulunduğu yerlerde nüfus yoğunluğu artmaktadır. Ülkemizde Marmara Bölgesi ile Zonguldak, Karabük, Ereğli, Batman gibi merkezlerin nüfusça yoğun olmaları ekonomik kaynakların çok olmasındandır. Ekonomik kaynakların yetersiz olduğu bölgelerde, halk geçimini temin etmek için göç etmekte ve nüfusları azalmaktadır.

 

YERLEŞME ÇEŞİTLERİ

 

A. KIRSAL YERLEŞME

 

Türkiye’de, nüfusu 10.000'in altında olan yerleşmelere denmektedir. Kır yerleşmeleri, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin birlikte yapıldığı ya da ön plana çıktığı yerleşmelerdir. Kırsal yerleşmelerin bazılarında yerleşik hayat tarzı (köy gibi), bazılarında konar - göçerlik veya yaylacılık gibi yarı yerleşik tarz görülür.

 

Kırsal kesimde yerleşmeler toplu ve dağınık olmak üzere ikiye ayrılır.

 

Toplu Yerleşme: Evlerin birbirine yakın olduğu yerleşme biçimidir. Suyun az olduğu yerlerde ve arazinin düz olduğu ovalık alanlarda insanlar toplu olarak yerleşmişlerdir. Türkiye’de İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde su kaynakları az olduğu için toplu yerleşmeler fazladır.

 

Dağınık Yerleşme: Suyun (yağışların) bol olduğu yerlerde, arızalı ve eğimli bölgelerde, evlerin birbirinden uzak olduğu bahçeler içerisinde insanlar dağınık olarak yerleşmişlerdir. Türkiye’de Karadeniz Bölgesi, dağınık yerleşmenin en yaygın olarak görüldüğü yerdir. Dağınık yerleşmede su fazlalığı ve yerşekillerinin engebeliliği etkilidir.

 

 

Kırsal yerleşme çeşitleri

 

a. Köy altı yerleşmeleri: Çiftlik, mezra, kom, divan, oba, yayla gibi yerleşmelere denir. Bunlar köylerden küçüktür. Daha çok, hayvancılık amaçlı veya yazları serinlemek amacıyla kurulmuştur. Doğu Anadolu, G. Doğu Anadolu, Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde yaygındır.

 

b. Köyler

 

c. Bucak ve nahiyeler

 

 

TAŞ, AHŞAP VE KERPİÇ EVLER

 

Kırsal meskenlerin yapımında kullanılan malzemeler doğal çevre ile yakından ilişkilidir.

 

Çevrede taş malzemeler yaygınsa konutlarda taş kullanılır. Ormanlık yörelerde meskenlerde daha çok ahşap kullanılır. Taş ve ahşap malzemenin bulunmadığı yarı kurak bölgelerde, meskenlerde kerpiç malzeme kullanılır.

 

Taş meskenler: Köylerimizde çok rastlanan mesken tiplerinden biri olup, daha çok Akdeniz, Ege ve Doğu Anadolu bölgelerinde rastlanır.

 

Ahşap meskenler: Ahşap köy meskenlerinin en yoğun olduğu yerler ormanlık yörelerimizdir. Daha çok, Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Güney Marmara’da yaygındır.

 

• Kerpiç meskenler: Ülkemizde İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak görülür.

 

 

B. KENTSEL YERLEŞME (ŞEHİRLER)

 

Türkiye’de, nüfusu 10.000 den fazla olan yerleşmelere kentsel yerleşme denmektedir. 1935'e kadar nüfusun % 80'i köylerde otururken, kent nüfusu % 20'sini oluşturuyordu. 1997 yılında yapılan sayım sonuçlarına göre, ise nüfusun % 65'i kentlerde % 35'i kırsal kesimde toplanmıştır.

 

Türkiye’de özellikle sanayinin gelişmesine paralel olarak göç olayı artmış ve yeni kentler ortaya çıkmış ya da kentlerde aşırı büyümeler meydana gelmiştir.

 

Türkiye’de kentleşme hızı sanayileşme hızından daha yüksektir. Bu durum gecekondulaşma gibi bir çok problemi beraberinde getirmiştir. 1997 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre, kentleşme oranının en yüksek olduğu bölge Marmara’dır. Bu durum, bölgenin çok göç aldığını ve sanayileşmede ileri gittiğini gösterir. Marmara’yı, Ege, İç Anadolu, Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri takip eder. Kentleşme oranı en az Karadeniz Bölgesi’nde görülür.

4/10/2008 | Kategori:NUFUS ve NUFUS ARTISI NUFUSUN OZELLIKLERI | (yok) Bir Şeyler Yaz | Bağlantı